Dün bir film izledim daha doğrusu başını kaçırarak yakaladım... İran'da yaşananlar hakkında bir film. Zaten Persepolis'i okuduğumdan beri böyle şeylere bir ilgi oluştu bende , nedense...Filmin adı 'Şehrin İç Yüzü' ... TRT 1 deydi. İranlı bir ailenin yaşadıklarını anlatıyordu. İki oğlu, kızı ve kocasıyla yaşayan Tuğba, hayatın zorluklarına karşı ayakta durmaya çalışıyor. Ailenin en büyük oğlu Abbas , annesi için birşeyler yapmaya çalışıyor , babasıyla evi satmaya çalışıyor. Ve orada herşey tersine dönüyor. Japonyaya gitmeye kalkarken elçilikte olay çıkıyor , yasadışı işlere bulaşırken zora giriyor , en sonunda kaçmak zorunda kalıyor.
Ama mesele bu değildi ... Aslında bütün mesele filmin sonuydu. O kadının orada dedikleri...Evet , orada söylediği o son söz , bütün meselenin içime işlemesine yetti.Herşeyi anlamama yetti.Orada olanları...Neler çekildiğini...Nasıl bir durum olduğunu...Evet gerçekten böylesini ilk defa görmüştüm diyebilirim , inanılmazdı. Kısaca şöyleydi : Kadın ilk başta bir sürü şey anlatıyor , kameraman birden bire "Affedersiniz , teknik bir arızadan dolayı kaydedemedik . Baştan başlamanız gerekecek." diyor . Kadının tepesi atıyor . Bağırıyor. Ve kalbini göstererek diyordu ki :
"Aman be , unut gitsin! Oğlum kaçtı , büyük kızım kocasından dayak yiyor! Bir sürü insan sokaklarda film çekip duruyor. Ama keşke biri de gelip 'BURADA' olanları filme alsa! Hem bu filmleri kime gösteriyorsunuz ki siz!?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder